Türkiye’de tarımsal desteklerin en verimli şekilde nasıl dağıtılması gerektiği üzerine süregelen tartışmalar, İngiltere’nin bu alandaki son yeniliklerini gündeme taşıyor. Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılış sürecinin ardından kendi tarım politikalarını yeniden şekillendiren İngiltere, çiftçilere yönelik ödeme sisteminde köklü bir değişikliğe gitti. Bu dönüşüm, Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci’nin Türkiye ve İngiltere destekleme modellerini karşılaştırdığı kapsamlı çalışmasıyla dikkat çekiyor. Kahveci, değerlendirmesinde sadece ayrılan bütçenin büyüklüğüne değil, aynı zamanda bu kaynakların hangi amaçlarla ve hangi kriterlere göre çiftçiye ulaştırıldığına vurgu yapıyor.
Brexit sürecini takiben İngiltere, daha önce Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası (OTP) çerçevesinde uyguladığı arazi tabanlı doğrudan ödeme yaklaşımından kademeli olarak uzaklaşma kararı aldı. Bu stratejik değişimle birlikte, kamu kaynaklarının yönü artık çevresel koruma ve sürdürülebilirlik odaklı uygulamalara çevrilmiş durumda. Ülke genelinde hayata geçirilen Sürdürülebilir Tarım Teşviki (Sustainable Farming Incentive – SFI) programı, çiftçilere yalnızca bir tarım arazisine sahip oldukları ya da bu araziyi işlettikleri için ödeme yapmak yerine, belirli çevresel ve sürdürülebilirlik faaliyetlerini gerçekleştirmeleri karşılığında destek sağlıyor. Ergin Kahveci’nin paylaştığı bilgilere göre, SFI kapsamında desteklenen uygulamalar arasında toprak sağlığının muhafaza edilmesi, çitlerin düzenli bakımı, kuşlar için beslenme alanlarının oluşturulması, baklagillerle nadas uygulamaları ve çok yıllık otlakların etkin yönetimi gibi çeşitli faaliyetler yer alıyor. Kahveci, bu önemli değişikliği özlü bir ifadeyle şöyle özetliyor: “Yeni sistemin odağında tarlanın veya ahırın yalnızca varlığı değil, orada gerçekleştirilen faaliyet bulunuyor.”
İngiltere’nin tarım destek bütçesine dair rakamlar da bu yönelim değişikliğini net bir biçimde gözler önüne seriyor. Kahveci’nin analizine göre, 2024-25 dönemi için toplam program bütçesi 2 milyar 614 milyon sterlin iken, 2025-26 döneminde bu rakam 2 milyar 322 milyon sterline geriliyor. Ancak asıl dikkat çekici olan, bütçenin içindeki dağılımda yaşanan dramatik dönüşüm. Doğrudan ödeme niteliğindeki harcamalar, önceki dönemdeki 811 milyon sterlin seviyesinden 265 milyon sterline düşerken, SFI kapsamındaki harcamalar ise önemli bir artışla 305 milyon sterlinden 738 milyon sterline yükseliyor. Tarım-çevre projeleri için ayrılan toplam bütçe de benzer şekilde 1 milyar 396 milyon sterlinden 1 milyar 819 milyon sterline çıkarak çevresel uygulamalara verilen önemin altını çiziyor. Bu veriler, tarımsal desteklerin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak bu kaynakların hangi faaliyetler karşılığında ve hangi hedefler doğrultusunda çiftçiye ulaştırıldığının değiştiğini açıkça gösteriyor.
Kasım 2025 verilerine göre, SFI programı İngiltere genelinde oldukça geniş bir alana yayılmış durumda. Toplamda 44 bin 500 anlaşma ve 35 bin 600 işletmeyi kapsayan program, yaklaşık 3,2 milyon hektarlık bir arazi üzerinde uygulanıyor. Bu büyük alan içerisinde, 977 bin hektar ilaçsız tarım yapılan arazi, 371 bin 400 hektar düşük girdi ile yönetilen mera ve 168 bin 600 kilometre uzunluğunda çit gibi somut çevresel çıktılar yer alıyor. Bu kapsamlı rakamlar, İngiltere’nin tarım destekleme politikasının artık sadece üretim miktarını değil, arazi yönetimi pratiklerini ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmayı da temel bir destek kriteri olarak benimsediğini kanıtlıyor.
Ergin Kahveci’nin kıyaslamalı analizine göre, Türkiye’nin 2025 yılı için belirlenen tarım destekleme sistemi, İngiltere’nin yeni yaklaşımından farklı bir yol izliyor. Türkiye’de destekler; alan/arazi büyüklüğü, mazot-gübre kullanımı, fark ödemeleri ve hayvancılık faaliyetleri gibi doğrudan üretim ve girdi odaklı kalemler üzerinden şekilleniyor. Kahveci, İngiltere’nin destekleri kademeli olarak belirli çevresel koşullara bağlı faaliyetlere yönlendirirken, Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla üretim ve girdi eksenindeki mevcut destek yapısını sürdürdüğünü belirtiyor.
Ancak Kahveci’nin değerlendirmesi, İngiltere modelinin Türkiye için doğrudan ve tek başına “daha iyi” bir çözüm olduğu sonucuna varmaktan özellikle kaçınıyor. Her iki ülkenin tarımsal işletme yapıları, üretim desenleri ve destekleme hedefleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Nitekim Kahveci, İngiltere’deki bu radikal dönüşümün bazı ürün grupları açısından belirli maliyetleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. Bununla birlikte, İngiltere’nin bu dönüşümü, Türkiye için hayati bir soruyu gündeme getiriyor: Tarımsal destekler, çiftçinin hangi girdileri kullandığına mı, ne kadar araziye sahip olduğuna mı, yoksa üretim süreçleri boyunca ortaya koyduğu ölçülebilir çevresel ve sürdürülebilirlik sonuçlarına mı bağlanmalı?
Kahveci’nin analizindeki temel vurgu, destekleme sistemlerinin ötesine geçerek, tarım sektörünün genel işleyişine ışık tutuyor. Ona göre, tarımdaki asıl meselenin piyasa düzeni ve fiyat oluşumu olduğu, desteklemelerin ise bu sistemin sürdürülebilirliğini temin edebilecek araçlardan yalnızca biri olduğu ifade ediliyor. Bu bağlamda, İngiltere örneğinin Türkiye açısından başlattığı tartışma, sadece “çiftçiye ne kadar para veriliyor?” sorusundan ibaret değil; aynı zamanda “kamu kaynakları hangi üretim davranışını ve hangi sonucu teşvik ediyor?” gibi daha stratejik ve uzun vadeli bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Bu durum, Türkiye’nin gelecekteki tarım politikalarını belirlerken daha geniş bir perspektifle hareket etmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
