Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı bünyesinde gerçekleştirilen Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı’nda, ülkenin enerji geleceğine dair önemli açıklamalar yapıldı. Toplantıda konuşan Bayraktar, günümüz dünyasında ve özellikle yakın bölgede enerji güvenliği koşullarının giderek zorlaştığına dikkat çekti. 2020 yılından bu yana yaşanan Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı, küresel tedarik zinciri kesintileri, ticaret savaşları, finansal piyasalardaki sıkılaşma ve bölgesel çatışmaların, enerji fiyatlarında artışa ve arz güvenliği endişelerinin yükselmesine neden olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin enerji alanındaki stratejisi, üç ana eksen etrafında şekilleniyor: talep yönetimi, dışa bağımlılığın azaltılması ve karbonsuzlaşma. Bayraktar, Türkiye’de enerji talebinin istikrarlı bir şekilde arttığını ve bu durumun ülkenin büyüyen, yatırım için cazip bir pazar olduğunu gösterdiğini belirtti. Enerji talebindeki bu artışın, nüfus büyümesi, şehirleşme, ekonomik genişleme ve sanayileşme gibi geleneksel etkenlerin yanı sıra, yapay zeka odaklı veri merkezleri, elektrikli ulaşım çözümleri, soğutma sistemleri ve gelecekte su arıtma ile tuzdan arındırma tesisleri gibi yeni faktörlerden kaynaklandığını vurguladı.
Enerji ithalatına bağımlılığın Türkiye için temel sorunlardan biri olduğunu belirten Bayraktar, ülkenin her yıl yaklaşık 70-80 milyar doları enerji ithalatına ayırdığını ve bu bağımlılığın azaltılmasının ulusal enerji politikalarının ana hedeflerinden biri olduğunu söyledi. Karbonsuzlaşma konusunda ise Türkiye’nin 2053 yılı için belirlenen karbon nötr ekonomi hedefine ulaşma yolunda enerji dönüşümünü sürdürdüğünü kaydetti.
Türkiye’nin 2040 yılına yönelik enerji gündemini “Türkiye için Yeni Enerji Mimarisi” veya “Vizyon 2040” olarak adlandırdıklarını açıklayan Bayraktar, bu kapsamlı çalışmanın Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde, Ekim sonu veya Kasım başında duyurulmasının planlandığını bildirdi. Vizyon 2040’ın temelinde elektrifikasyonun yattığını belirten yetkili, binalardan sanayiye, ulaşımdan tarıma ve imalata kadar Türk ekonomisinin tamamen elektriklendirilmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Bu stratejik vizyonun beş ana politika alanından oluştuğunu dile getiren Bayraktar, bunları yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer enerji, petrol ve doğal gaz ile madenler olarak sıraladı. Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisinde önemli bir potansiyele sahip olduğunu, mevcut hidroelektrik potansiyelinin büyük ölçüde kullanıldığını ancak güneş ve rüzgarda daha fazla kapasitenin devreye alınmasının hedeflendiğini aktardı. Yerli ve yabancı yatırımcıların bu pazara yönelik artan ilgisine dikkat çekti.
Enerji verimliliğinin de ekonomi genelinde büyük bir potansiyel barındırdığını vurgulayan Bayraktar, 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım yapılmasının ve birincil enerji tüketiminin yüzde 15 oranında azaltılmasının hedeflendiğini belirtti. Nükleer enerjinin karbonsuzlaşma hedefleri açısından kritik önemine değinen Bayraktar, Türkiye’nin büyük ölçekli nükleer santrallerin yanı sıra küçük modüler reaktörler (SMR) alanında da yatırım ve işbirliği fırsatlarını değerlendirdiğini ifade etti. SMR’lere ilişkin yasal düzenlemelerin önümüzdeki aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmasının planlandığını ve 2027 yılına kadar daha güçlü bir hukuki altyapının oluşturulacağını, ayrıca bu alana yatırım çekmek amacıyla teşvikler ve muafiyetler getirileceğini ekledi. Petrol ve doğal gazın da enerji dönüşüm sürecindeki önemini koruyacağını, arama, üretim, boru hattı ve diğer altyapı yatırımlarının sürdürüleceğini kaydetti. Madenlerin enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, elektrik şebekesi, bağlantı ve altyapı yatırımlarının artan bakır, kritik mineraller ve nadir toprak elementleri talebini beraberinde getireceğini belirtti.
Bayraktar, 2040 vizyonunda dijitalleşme, altyapı ve bölgesel bağlantıların da yatay politika alanları olarak öne çıktığını bildirdi. Elektrik iletim şebekesinin güçlendirilmesi için 2035’e kadar en az 30 milyar dolar, dağıtım şebekesi için ise en az 50 milyar dolarlık yatırım gerekliliğine işaret etti. Doğal gaz depolama tesisleri, yeniden gazlaştırma terminalleri, boru hatları ve kompresör istasyonları gibi altyapıların da geliştirilmesinin planlandığını sözlerine ekledi. Türkiye’nin komşu ülkelerle doğal gaz, elektrik ve petrol alanlarında daha fazla bağlantı kurmasının enerji güvenliği ve çeşitlendirme açısından kritik olduğunu ifade etti.
Enerji piyasalarında öngörülebilirliğin sermaye çekmek açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Bayraktar, 2040 yılına kadar enerji ve maden sektörlerinde yapılması öngörülen toplam yatırımların 300 milyar doların üzerine çıkabileceğini bildirdi. Türkiye’nin enerji arzını çeşitlendirmeye büyük önem verdiğini, petrol, doğal gaz boru hatları ve diğer enerji altyapı projelerinin bu çerçevede değerlendirildiğini belirtti. Bu yatırımların hayata geçirilmesinde uluslararası işbirliğinin kritik olduğunu ve Türkiye ile ABD arasında enerji alanında önemli işbirliği potansiyeli bulunduğunu dile getirdi. Türkiye ile ABD arasındaki enerji ve maden işbirliğinin gelecek dönemde nükleer enerji, LNG ve doğal gaz, kritik mineraller ve enerji altyapısı olmak üzere dört ana alanda yoğunlaşabileceğini aktardı.
Konuşmasında Türkiye Petrolleri, Eti Maden, BOTAŞ, Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) yeniden yapılandırılması ve reforme edilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü bildiren Bayraktar, bu şirketlerin daha güçlü “ulusal şampiyonlar” haline gelmesini ve Türkiye dışında da daha aktif faaliyet göstermesini hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda uluslararası ortaklıklar ve farklı finansman araçlarının değerlendirileceğini söyledi. Türkiye Petrolleri’nin bugün yaklaşık 300 bin varil petrol ve doğal gaz üretimine eşdeğer üretim gerçekleştirdiğini, Sakarya Gaz Sahası’nın üretime katkısıyla bu rakamın 2028’de 550 bin varile ulaşmasının beklendiğini kaydetti. Hedeflerinin Türkiye Petrolleri’ni 2035’te günlük 1 milyon varil üretim kapasitesine sahip bir şirket haline getirmek ve 2040’ta Türkiye’nin petrol ve doğal gaz talebini tamamen karşılayabilmek olduğunu dile getirdi. EÜAŞ’ın da yeniden yapılandırılarak mevcut yenilenebilir enerji kapasitesinin daha etkin değerlendirilmesini ve Avrupa’nın en büyük yenilenebilir enerji şirketlerinden birinin oluşturulmasını hedeflediklerini aktaran Bayraktar, şirketlerin yurt dışında da özel sektörle ortaklıklar geliştirmesini teşvik edeceklerini bildirdi. Türkiye’nin Orta Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki madencilik ve enerji projelerinde yerli ve yabancı özel şirketlerle ortaklıklar geliştirmeye açık olduğunu ekledi.
Toplantıda iş dünyası temsilcileri ve yatırımcıların sorularını da yanıtlayan Bayraktar, 2040’a kadar Türkiye’de trafiğe çıkması beklenen yaklaşık 16-17 milyon yeni aracın tahmini 13 milyonunun elektrikli, 3-4 milyonunun ise hibrit olacağını belirtti. Bu dönüşümün petrol ürünlerine olan talebi azaltacağını ancak elektrik ihtiyacını artıracağını ifade ederek, artan talep için doğal gaz çevrim santralleri, yenilenebilir enerji, büyük ölçekli nükleer santraller ve SMR’lere ihtiyaç duyulacağını vurguladı. Nükleer enerjinin Türkiye’nin karbon nötr hedeflerine ulaşmasında kritik öneme sahip olduğunu ve artan elektrik talebi nedeniyle nükleer kapasitenin artırılması gerektiğini yineledi. Kritik mineraller stratejisinin de enerji kaynaklarındaki dışa bağımlılığı azaltma hedefiyle paralel olduğunu anlattı.
TAİK Başkanı Murat Özyeğin de Türkiye’nin enerji dönüşümünün sadece ülke için değil, dünya genelinde enerji güvenliği açısından da önem taşıdığını belirtti. Bölgedeki gelişmelerin ve özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki kesintilerin, jeopolitik krizlerin ne kadar hızlı şekilde enerji krizine, enerji krizlerinin de ekonomik krize dönüşebileceğini gösterdiğini ifade etti. Özyeğin, enerji güvenliğinin tüm enerji kaynaklarını ülke içinde üretmeye çalışmak anlamına gelmediğini, bu kapsamda daha güçlü iletim altyapısına, daha yüksek depolama kapasitesine, daha akıllı ve dijitalleşmiş şebekelere, enerji verimliliğine ve çevre ülkelerin enerji piyasalarıyla daha fazla bağlantıya ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.
