İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsünde yapacağı konuşmanın, Tel Aviv yönetiminin son yıllarda içine girdiği ciddi diplomatik ve stratejik gerilemeyi örtbas etme gücüne sahip olmayacağı belirtildi. Haaretz gazetesinde yayımlanan kapsamlı bir analize göre, Netanyahu’nun yarın BM 81. Genel Kurulu’na hitap ederken, ülkesinin uluslararası alanda izole edilmiş bir devlet, kendisinin ise belirli çevrelerce ‘savaş suçlusu’ olarak algılandığı bir platformda yer alacağı ifade edildi. Analizde, Netanyahu’nun iç siyasette sıklıkla hedef aldığı medyadan dahi daha düşmanca bir atmosferle karşılaşacağı öne sürüldü.
Haaretz’in değerlendirmesinde, İsrail Başbakanı’nın geçmişte BM kürsüsünü haritalar ve çizimlerle adeta bir sahne şovuna dönüştürdüğü günlerin geride kaldığı vurgulandı. Gazete, Filistin Devleti’ni tanıma yönündeki uluslararası adımlar, işgalin hukuka aykırı olduğuna dair verilen kararlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin çıkardığı tutuklama emirleri ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) etrafındaki tartışmalar gibi konular nedeniyle Netanyahu’nun BM’yi suçlamaktan çekinmediğini aktardı.
Analiz, Netanyahu’nun artık dünya liderlerinin görüşmek için sıraya girdiği bir siyasetçi olmaktan çıktığını, bunun yerine ‘istenmeyen kişi’ (persona non grata) muamelesi gören, dönemi kapanmış bir aktör konumunda olduğunu özenle belirtti. Haaretz, Netanyahu’nun son üç yılda İsrail’i sürüklediği diplomatik ve stratejik çöküşün, ülkeyi sivil, akademik, kültürel ve ekonomik dahil olmak üzere her alanda küresel toplumdan soyutlanma noktasına getirdiğini vurguladı.
Bu diplomatik gerilemenin somut yansımalarına da dikkat çekildi. Analizde, İsrailli akademisyenlerin prestijli uluslararası üniversitelerde sunum yapamadığı, yurt dışına çıkan turistlerin İbranice konuşmaktan çekindiği, yüz binlerce vatandaşın ülkeyi terk ettiği ve ardı ardına gelen ekonomik yaptırımların birikmeye devam ettiği belirtildi. Gazete, tüm bu gelişmelerin Netanyahu için ‘önemsiz ayrıntılar’ olarak görüldüğünü dile getirdi.
Asıl krizin Washington ile ilişkilerde patlak verdiğine işaret eden analizde, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın bizzat Netanyahu ile görüşmekten imtina ettiğinin hatırlatıldığı kaydedildi. Amerikan yönetimindeki üst düzey yetkililerin, iki ülkenin çıkarlarının artık örtüşmediğini kamuoyu önünde açıkça ifade etmesinin, İsrail hükümetine yönelik açık bir dışlanma ve küçümseme belirtisi olduğu vurgulandı.
Netanyahu’nun siyasi kariyerini üzerine inşa ettiği ‘İran nükleer tehdidi’ kozunun fiilen rafa kalktığına değinen Haaretz, uluslararası toplumu İran’a karşı harekete geçirme girişimlerinin tam bir fiyaskoya dönüştüğünü öne sürdü. Tahran yönetiminin çökeceği yönündeki vaatlerin ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) tarafından dahi ‘gerçeklikten uzak’ olarak nitelendirildiği, İran lider kadrosuna yönelik suikastların ise planlananın tam aksine sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
Analizde, ‘Ortadoğu’nun çehresini değiştirme’ vaadinde bulunan Netanyahu’nun yeni bir Ortadoğu kurduğu, ancak bu yeni bölgesel denklemde İsrail’in eski önceliğini, nüfuzunu ve güç kollarını yitirdiği dile getirildi. İsrail’in halen binlerce bir tonluk bomba, modern savaş uçakları ve ileri askeri teknoloji satın alabildiği ancak bu mühimmatı nasıl kullanacağına dair kararın artık tamamen kendi elinde olmadığını iddia etti.
BM’nin artık küresel düzeni belirleyen ya da oyunun kurallarını koyan bir merci konumunda olmadığına da dikkat çekildi. Uluslararası örgütün yetersiz kaldığı noktalarda alternatif geliştirmek zorunda kalan bölgesel, askeri ve siyasi ittifakların giderek BM’nin yerini aldığı belirtildi. Bu yeni bölgesel denklemde Tel Aviv’in, Suriye ve Lübnan’da ‘sarı çizgilerle’ işgalini genişletme çabasında olduğu, işgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistinlilere yönelik saldırılar gerçekleştiren ve toprak gaspları yapan gruplara destek verdiğini öne sürdü.
İsrail’in, Trump’ın Gazze planına ayak diremesi ve Mısır ile Ürdün gibi barış anlaşması bulunan komşularıyla yaşadığı diplomatik krizler nedeniyle müttefik değil, bölgesel bir tehdit haline geldiği bildirildi. Analiz, küresel liderliğin kürsüde yapılan şovlarla değil, konuşma bittiğinde arkada duracak müttefiklerin mevcudiyetiyle ölçüldüğünü vurgulayarak sona erdi. Haaretz, İsrail’in asıl meselesinin dünya kamuoyunun tavrı değil, ülkeyi tehlikeli bir yola sürükleyen lideri olduğu tespitiyle değerlendirmesini tamamladı.
