Cevdet Yılmaz’dan Türkiye Ekonomisi ve Sermaye Piyasaları Açıklamaları: Yapısal Bir Sorun Yok

Güncelleme 23 Eylül 2026, 23:28 • 8 Dk Okuma
Cevdet Yılmaz’dan Türkiye Ekonomisi ve Sermaye Piyasaları Açıklamaları: Yapısal Bir Sorun Yok

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 21. MÜSİAD Expo Uluslararası Fuarı ve 29. IBF Uluslararası İş Forumu Açılış Töreni’nde önemli değerlendirmelerde bulundu. Küresel ekonominin ve ticaretin günümüzde jeopolitik gerilimler, artan korumacılık eğilimleri ile yeşil ve dijital dönüşümlerin etkisiyle dalgalı bir seyir izlediğini belirtti. Yılmaz, özellikle Orta Doğu’daki savaşın 2026 yılına yönelik küresel mal ve hizmet ticaret beklentilerini olumsuz etkilediğini, lojistik maliyetlerini artırdığını ve enerji başta olmak üzere emtia fiyatları üzerinden enflasyonist baskı yarattığını vurguladı. Bu gelişmelerin küresel tedarik zincirlerinde yapısal değişikliklere yol açtığını, ülkelerin “yakın ülkelerden tedarik” ve “siyasi ve jeopolitik olarak güvenli müttefik ülkelerden tedarik” gibi ittifaklara dayalı modelleri güçlendirdiğini ifade etti. Bu trendin ticaret akışlarının rotasını değiştirmesiyle ikili ve çok taraflı ticaret diplomasisinin öneminin daha da arttığına dikkat çekti. Yılmaz ayrıca, iklim değişikliği ile mücadele ve yeni dijital düzene uyum süreçlerinde uluslararası diyaloğun merkezde yer aldığını kaydetti.

Küresel konjonktürdeki bu olumsuzluklara rağmen Türkiye ekonomisinin, güçlü üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli sayesinde diğer ülke ve bölgelere kıyasla daha olumlu bir tablo sergilediğini belirten Yılmaz, ekonomik büyüme verilerini paylaştı. Milli gelirin 2002’deki 239 milyar dolardan 2025’te 1,6 trilyon doları aştığını, 2026’nın ilk yarısı itibarıyla yıllıklandırılmış milli gelirin 1,7 trilyon doların üzerine çıktığını açıkladı. Yıl sonu itibarıyla ise 1,8 trilyon doları aşması bekleniyor. Kişi başına düşen gelirde de benzer bir yükseliş yaşandığını ifade eden Yılmaz, 2002’de 3 bin 600 dolar olan kişi başına gelirin 2025’te 18 bin doları geçtiğini ve bu yıl sonu itibarıyla 20 bin dolar civarında bir tahminde bulunduklarını dile getirdi.

Ancak küresel ekonomideki belirsizlik ve jeopolitik gerilimlerin enerji arzı ve ana ticaret rotalarında oluşturduğu risklerin teslimat sürelerini uzattığını, navlun ve sigorta maliyetlerini artırdığını vurguladı. Özellikle Türkiye’nin ana ihracat pazarları olan Avrupa ve Orta Doğu ile Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde büyüme hızlarında olumsuz bir tablo yaşandığını belirtti. Yılmaz, MENA bölgesinde bu yıl negatif %0,5’lik bir küçülme beklendiğini, bu iki bölgenin Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğunu ifade etti. Ticaret ortaklarının genelinde de bu yıl %1,6 gibi düşük bir büyüme beklendiğini, bu durumun zorlu bir yıl yaşandığının göstergesi olduğunu ekledi. Gelecek yıl için ise daha olumlu bir perspektif çizdi; savaşla ilgili gelişmeler ve baz etkisinden dolayı ticaret ortaklarındaki büyümenin dünya büyümesinin üzerinde olmasının öngörüldüğünü söyledi.

Cevdet Yılmaz, bölgesel ve küresel koşullardaki belirgin bozulmaya rağmen Türkiye ihracatının dayanıklılık sergilediğini belirtti. Mal ihracatının 2002’de 36 milyar dolardan geçen yıl 273,2 milyar dolara yükseldiğini, bu rakamın 7,6 katlık bir artışı temsil ettiğini kaydetti. 2026 yılı Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatının ise 280 milyar dolara ulaştığını aktardı. Hizmet ihracatında da önemli başarılar elde edildiğini vurgulayan Yılmaz, 2002’de 14 milyar dolar olan toplam hizmet ihracatının yaklaşık 9 kat artarak 125 milyar dolara yükseldiğini ifade etti. Toplam mal ve hizmet ticareti ihracatının ise 2002’deki 50 milyar dolardan 2025’te 400 milyar dolara yaklaşarak tüm zamanların rekorunu kırdığını açıkladı. İhracatta pazar çeşitliliğini sağlamak amacıyla uzak ülkeler, İslam ülkeleri ve Afrika ülkeleri gibi farklı stratejilerle mal ve hizmet ihracatının geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi çalışmalarının devam ettiğini, ihracat destekleriyle ihracat finansman araçlarını bütünsel bir yaklaşım içinde değerlendirdiklerini belirtti.

Yerli üretimin haksız rekabete karşı korunmasının öncelikli alanlardan biri olduğunu dile getiren Yılmaz, ithalata bağımlılığı azaltma ve üreticilerin uğradığı zarara karşı önlemler alma çalışmalarının süreceğini vurguladı. Bağlantısallığın önemine değinen Yılmaz, Kalkınma Yolu, Orta Koridor ve Zengezur Koridoru gibi yeni demiryolu bağlantılarıyla doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerindeki ticaret akımlarında Türkiye’nin etkisini artırmayı hedeflediklerini kaydetti. Tarihi Hicaz Demiryolu güzergahına da yeni bir perspektifle yaklaştıklarını ve bunun bölgesel istikrara önemli katkılar sağlayacağına inandıklarını ifade etti. Türkiye’yi limanları, lojistik merkezleri, sanayi bölgeleri ve demiryolu ağlarıyla bütünleştirerek küresel ekonominin güçlü üretim, lojistik ve ticaret merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Uluslararası yatırımcılara yönelik güçlü bir mesaj veren Yılmaz, program döneminde öngörülebilir, şeffaf, rekabetçi ve yatırımcı dostu bir iş ortamını daha iyi seviyelere taşıyacaklarını dile getirdi. İstanbul’u uluslararası finansal hizmetler, bölgesel fon yönetimi, finansal teknolojiler, katılım finans ve sürdürülebilir finans alanlarında daha güçlü bir merkez haline getirme vizyonuyla hareket ettiklerini belirtti. Türkiye’nin güçlü siyasi istikrara ve dirayetli, tecrübeli bir liderliğe sahip olduğunu, özellikle fırtınalı ve zor zamanlarda bunun büyük değer taşıdığını ifade etti. Makroekonomik temellerin sağlam olduğunu vurgulayan Yılmaz, bütçe açığının depreme rağmen uluslararası karşılaştırmalarda son derece yönetilebilir seviyelerde, yaklaşık %3 civarında seyrettiğini belirtti. Cari açığın son dönemlerde %2’nin altında olduğunu, enerji fiyatlarının etkisiyle bu yıl bir miktar üzerine çıksa da yönetilebilir düzeyde kalacağını, savaşın etkilerinden arındırıldığında ise hala %2’nin altında devam ettiğini aktardı. Rezervlerin güçlü olduğunu, hem net hem de brüt rezervlerin iyi bir seviyede bulunduğunu sözlerine ekledi. Ayrıca ülke risk primini gösteren CDS’in aşağı seviyelere inmesiyle geçmişe kıyasla olumlu gelişmeler yaşandığını bildirdi. Bankacılık sisteminin sermaye yeterlilik oranının yüksek olmasıyla son derece sağlam bir yapıda olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sermaye piyasalarına ilişkin olarak da önemli açıklamalarda bulundu. Vatandaşların bu konuda tereddüt etmemesi gerektiğini belirterek, “Sermaye piyasalarımızda yapısal bir sorun yok, yapısal olarak bir problemle karşı karşıya değiliz. Son dönemlerde sadece sermaye piyasalarının kısıtlı bir alanında ortaya çıkan spesifik bazı sorunlarla karşı karşıyayız ve bunlara yönelik gerekli tüm idari ve adli tedbirler alınmış durumda, alınmaya devam ediliyor.” dedi. Bu sorunlar aşıldığında sermaye piyasalarının eskisinden de daha güçlü bir yapıyla yoluna devam edeceğinin altını çizdi.

Dış ticaretin kolaylaştırılması için gümrükleri yakından takip ettiklerini belirten Yılmaz, gümrük idareleri ve kapılarının yenilenmesi, işlem kapasitelerinin artırılması ve fiziki ile teknolojik altyapılarının geliştirilmesi çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Serbest bölgelerin kapasitelerini geliştirip etkinliklerini artırarak yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomiye katkılarını yükseltecek düzenlemeleri hayata geçirmeyi planladıklarını ifade etti. Tüm bu politikalarla dış ticarette rekabetçiliği artırarak ve bölgesel merkez konumunu güçlendirerek Orta Vadeli Program (OVP) sonunda, yani 2029’da, halihazırda 400 milyar dolar civarında olan mal ve hizmet ihracatını 450 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Yılmaz, kamu ve özel sektörün ortak gayretleriyle bu hedefe rahatlıkla ulaşılacağına ve hatta geçileceğine inandığını belirtti. Konuşmasının sonunda, MÜSİAD Expo’nun Türkiye’nin üretim gücünü uluslararası alıcılarla buluşturduğunu ve eş zamanlı düzenlenen 29. Uluslararası İş Forumu Konferansı’nın yeni yatırımlara ve kalıcı ortaklıklara zemin hazırladığını da ekledi.

G
Güncelleme Yeni Haber Burada Editöryal Ekibi

Yorum Yap